Davulun sesi uzaktan hoş gelir ya, görüntüsü de uzaktan hoş gelen şeyler vardır bence; mesela haliç uzaktan bakıldığında hayranlık uyandırır, parmağını sokabilir misin acaba? Gece ışıl ışıl boğaz şahanedir ama gündüz pislikleri görünce tüylerin ürperir, İzmit Körfezi havzası, bakınca hayran kalırsın da tek balıkçık görebilir misin sularında?
İşte öyle bir gerçeklikle yüz yüzeyim yıllar sonra.
Bebekliğimin geçtiği evin yakınına 45 yıl sonra geldim ve yerleştim. Zaten 31
yıldır da Kadıköy’deyim ve ne zaman kafamı dinlemek istesem kendimi çarşıya
atar, mühürdardan çıkarak Moda’ya koşar, sonra ara sokaklarda dolaşıp Bahariye’den
iskeleye inerek tekrar evime dönerdim. Şimdi zaten içindeyim dolaştığım
yerlerin ve bugüne kadar göremediklerimi, yaşamadıklarımı yaşayarak kederler
içindeyim.
Her eline demlik alan, bir düzine çay bardağı ve fincanı
kapan, 8 metrekarelik bir dükkan kapatıp çay-kahve, kahvaltı bilmem ne kafesini
yanyana açtı. Aralarında bir su borusu kadar uzaklık var. Yığınlarla ev
yemekleri yapan minicik dükkanlar ve bütün gün pişen dolmaların sokakları saran
geniz yakıcı kokuları, yığınla baharat ve sosla ancak lezzetlendirebildikleri,
kötü malzemeden yapılmış et tavuk sotelerinin uykunuzda burun deliklerinizden
giren kokularıyla uyanmak zorunda kalmak bunun en büyük kanıtı. Dükkanlar
minnacık olduğundan dolayı istila edilen kaldırımlar; elinizde paketlerle asla
sığamadığınız için yola inmek durumunda kalıp, arabalar ve kullananlarla
yaşadığınız tartışmalar.
Ailelerin oturduğu güzelim apartmanların çok iyi kira
getirisi olduğu için alt katlarında BAR, PUB vs. açılmasına izin vermeleri ve bar
fedaileri ile birlikte yaşamak zorunluluğu, gece sabahlara kadar rezil kepaze
çığlıkları dinlemek şahane. Moda yaşanacak yer canım yaaaaaaaaa.
Son yıllarda ağır İslamcı rejimin ve dayatmaların toplumda
yarattığı hezeyan nedeni ile, onlara oy verenlerin bile sığındığı özgürlük
limanı olan Kadıköy’de yozlaşan, iğrençleşen, cıvıklaşan yaşam. Sanki Kadıköy
iskelesine ayak bastığında alkol almak mecburiymiş gibi, sentetik
uyuşturucularla kafayı güzelleştirmek serbestmiş gibi bir ruh hali içinde olan,
genelde ailesinden ayrılmayı becerebilmiş, yalnız yaşama ödülünü omuzları
üzerinde kaldırmış ve her türlü manyaklığı yapma hürriyetini ele geçirmiş
gençlik için yığılma merkezi haline gelmiş Kadıköy.
Her evde iki köpek, her giriş katında sekiz kedi beslemek
zaruri, hayvanlara eziyetin ötesine geçmeyen pet fetişizmi (hatta faşizmi) ve
işkence altındaki o güzel canlılar… ŞOK’tan BİM’den alınmış boyalı et ürünleri
ile beslenen, çoğu kansere yakalanan sokak hayvanları ve içler acısı durum.
Bütün sokaklar ve kaldırımları öbek öbek kaka, üstüne basılıp da patinaj
yapıldığı izlerinden anlaşılan dışkılar ve koku. At kestanesi, manolya, ıhlamur,
çınar ağaçları gölgelerini hepimize sunarken yararlanamamak daha da ilginç bir
vaka ki; hemen bu kısmı açayım:
Her Fenerbahçe maçı sonrası açıkhava helasına dönüşen
Yoğurtçu Parkı, bu nedenle iki gün girilemeyen, çimlerine uzanılamayan bu güzel
parkın pisliği, yüzlerce şişe, strapor tabaklar, çerez ambalajları ve
diğerleri. Yine Kadıköy-Moda’nın sokaklarında, yukarıda sözünü ettiğim o güzel
ağaçların yanından idrar kokusu nedeniyle geçememek, ayakkabınıza rağmen
basmaya iğrendiğiniz taşlar, ve nam-ı nişane olarak belirli noktalara bırakılan
şişeler (bilin ki orada işenmiştir).
Alkole karşı değilim, doğada var alkol. Ben de güzel bir
ızgara balığın yanında bir duble rakıyı, enfes hazırlanmış etin yanında iki
kadeh kırmızı şarabı, midye-kokoreçin yanında bir bardak buz birayı çok
severim. Hayatımda ötesine geçmedim. Sigara nasıl keyifse (ki zararlı) burada
da zararlı keyif unsuru olduğunu bilerek ama isteyerek tercih edilmişlik vardır.
Keza henüz ağaç diplerine kakamızı yapmadık, sokaklara kusmadık hamdolsun. Bu
konuyu da açıklığa kavuşturduktan sonra diyeceğim o ki; bizde mi bir sorun var,
bu ülkenin suyunda, toprağında mı bir sorun var, ya da bu genetik yozlaşma
nereden oldu, nasıl böyle manyaklaştık anlamıyorum. Filmlerde hayran kalınacak
servetlerimiz oldu, gerçekte ise çöpe atacağımız şeylerimiz… sadece ŞEYLER
evet.
Kısacası efsane BAYLAN, efsane ÇİYA, efsane MERCAN, efsane
KIRINTI, efsane SAYLA MANTI, efsane CAFER EROL, efsane BEYAZ FIRIN, efsane
BOMONTİ Çay bahçeleri, efsane ALİ USTA, siz hala kalbimizdesiniz

7 yorum:
Tek kelimeyle güzel! Ötesi yok...
Şahane bir yorum olmuş. Resimler de mükemmel. Eline sağlık.
teşekkür ederim
11 yıldır Antalya Konyaaltı'nda yaşayan eski bir Kadıköylü olarak yazınızı keyifle okudum. Ne yazık ki içim bir tuhaf oldu. Her yıl en az bir kere geldiğimden durumu görüyor, biliyor ve içten içten üzülüyordum, ama okuyunca daha bir tuhaf oldum. Kaleminize sağlık. Fotoğraflar da çok güzel. Bana hasret giderttiniz.
tek sorun nüfus fazlalığı. başka birşey değil
SN.Doğan Karataş
Dunyanin tek sorunu var o da suursuz insan uremesi... baska sorun yok zaten... her sorunu temeli bu suursuz ureme
SN. Yoncacı
Siz Antalya'dan ayrılmayın diyeceğim ama oraları da epeyce bozuldu... ancak MODA bırakın anılarınızdaki gibi kalsın hafızanızda, yoksa üzüntüden helak olursunuz
Yorum Gönder