Yıllar oldu bağbozumu görmeyeli dedim, aradım, taradım, bir taşla
iki kuş vurayım cittaslow listesine eklenmiş Vize’yi de gözucu göreyim dedim.
Hem İstanbul’a yakındı hem de bağlarla donanmıştı ve yolumu Kırklareli, Vize
dolaylarına düşürdüm.
Felaket kapalı ve yağmurlu bir havada yola çıktık İstanbul’dan
ama vazgeçmedik. Amaç gezmek değil mi? Amaç, bir avuç insanla rafine zamanları
paylaşmak ve sohbet etmek değil mi? Hep gezecek miyiz, biraz da yiyip, içmek ve
bol muhabbet neden olmasın?
Bu noktada, Ahmetçe Köyü’nde şarap molası vermeden öncesinde
son yılların cittaslow’larından Vize’ye uğruyor, görülmesi gereken yerleri
ziyaret ediyoruz. Her sakinşehir seçilen yerleşim gibi burası da el
değmemişliğine el değmesini bekliyor. Birçok yeri henüz bakımsız, olduğu gibi
duruyor ya da tadilatta. Antik tiyatro kazısı neredeyse tümüyle natamam ve işin
kötüsü gün yüzünde olan kısmına da çamur yürümüş ve kapatmış. Vize kalesi kalan
tek burcu ile zamana direnirken yarısını yitirmiş ama bayrağı dalgalanmaya
devam eden çaresiz bir bekçi.
Gazi Süleymanpaşa Camisi; nam-ı diğer Vize AYA SOFIA’sı kiliseden
çevrilmiş bir ibadet mekanı. Aya Sofia’lar ve farklılıklarına burada hiç
girmeyeceğim, dipsiz bir kuyu, kadim inançların ayrıntıları öylesine yoruyor ki
insanı, bilmek istemiyor noktasına geliyorsunuz! Osmanlı yerleştiği topraklarda
kiliseleri kullanmış, basit düzenlemelerle camiye çevirmiştir ya bu da onlardan
biri. Dışarıdan bakıldığında camiye benzer tek yanı sonradan kondurulmuş minare
ama tüm restorasyon hatalarına rağmen yine de güzel bir bina. İçeride
restorasyon devam ettiğinden toz ve koku eşliğinde dolaşmaya çalışıyoruz
gayretle, görmüyor hayal ediyoruz sadece.
HasanBey camisi ise büyük
olasılıkla sinagogtan çevrilmiş bir yapı. Zira içine girdiğinizde binanın
konumu ile kıble arasında 45 derecelik bir açı oluşmuş ki, bu en başından cami
olarak inşa edilmediğini kanıtlıyor. Sade bir ibadethane, hala görevini
yapıyor, kapısı kilitli ama anahtarı üzerinde, içeri girince lambaları
yakıyorsunuz, herşey ortada, bu hali bile yüreğimizi huzur ve sevgiyle
dolduruyor. Pencere önündeki Kuran-ı Kerim dikkatimi çekiyor hemen, fotoğrafını
çekiyorum acilen.
Vize içinde fazla oyalanmıyoruz, dediğim gibi yapılacak çok
iş var ama sakinliği, doğallığı hemen fark ediliyor. Karadeniz iklimini
iliklerinize kadar hissediyorsunuz çünkü heryer yemyeşil. Bitki örtüsü buram
buram Karadeniz kokuyor, keza nem tüm şiddetiyle sizi ıslatıyor. İşte bu
ıslanmış ve ruhen üşümüş halinizi tedavi edecek ortam Üzüm Bağları ve üzümden
üretilenler oluyor.
Masamız hazır, 10 kişi geçip oturuyoruz, bağın üzümlerinden
yapılmış şarap çeşitleri, özel denemeler, görüş ve önerilere açılmış arge
çalışmaları, kalitesini kanıtlamış uzman ürünleri vs. hepsi kırmızı, beyaz ve
roze olarak dizili. Bunlara eşlik edecek
üzüm yine buradan, bu bağların asmalarından. Peynirler ise yörede üretilen
çeşitlerden oluşuyor. İdeal masa düzeni, ideal kişi sayısı ve günlerce
sürebilecek kapasitedeki sohbet dünyasına geçiş yapıyoruz.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder