20 Ekim 2010 Çarşamba

Avrupa Başkenti VİYANA (7-12 nisan 1998)

Eğer tatil için ayırabileceğiniz sadece beş gününüz varsa hiç durmayın… seçeceğiniz yer mutlaka Viyana olmalı… önemli olan diğer bir ayrıntı ise asla bu şehre başka yeri bulaştırmayın çünkü; Viyana; sadece ve sadece Viyana olarak yaşanmalı… entegre gezilere asla uygun değil… veeee buraya gelmek için amacınız mutlaka gezmek olmalı, aklınızdan alışverişi ve çılgınlar gibi eğlenmeyi çıkarın…

Bu şehirde sonsuz sakinliği, düzeni ve asaleti doyasıya yaşayabilirsiniz, belki yaşam hareketli ama bunun dış mekana vurumunu hissetmiyorsunuz, heyecanınız sizinle başbaşa… romantizmi yaşamak için uygun değil; öyle sevgilinizle mutlaka gelmelisiniz gibi öğüt duyarsanız asla inanmayın, her ne kadar etrafta güzel bayanlar olsa da çoğunlukla insanların unisex olduğunu düşünebilirsiniz… erkekleri ise boşverin…. Söz insanlardan açılmışken Avusturya’lılar son derece cana yakın, güleryüzlü ve sıcak insanlar, Almanlara benzemiyorlar (Hitler’in Avusturya’lı olmasına şaşmak gerek ama tüm problemi Güzel Sanatlar Akademisine alınmayışından kaynaklanabilir, adam içindeki birikimi böylesi bir yolla dışa vurdu belki de …. Eh… delilik & dehalık)

En önemli olaya unutmadan hemen girelim; MÜZİK… eveeeet sevgili arkadaşlar, ortalıkta herhangi bir ses olmasa dahi kulağınızda bilinç altınızdan yayın yapan klasik müziği hep duyuyorsunuz, bu şehir bir müzik merkezi, 1,5 milyon insana hizmet veren muhteşem konser salonları ve opera binalarını görünce bilinç altınıza hak veriyorsunuz…. Hepsi sanat eseri ve sanata hizmet veriyorlar, bunları gördükçe ruhunuz inceliyor, büyüleniyorsunuz ve bu atmosferde müzik dinleme fırsatını yakalamak ya da bu şansı yaratmak, gezinizi değerli kılan en önemli kriter… eğer yolunuz Viyana’ya düşerse bunun için mutlaka uğraşın, ihmal etmeyin.

Bu şehirde biraz otantik hava solumak isterseniz tercihiniz Grinzing olmalı… Merkezden yaklaşık 15 dakika uzaklıktaki bu kasaba sonsuz yeşillikler içindeki villalardan kurulu. Bunların yarıya yakını da geleneksel şarap meyhaneleri olarak işliyor ve muhteşem Gulaş Çorbası, ardında dev şinitzel (tercihen domuz olmalı ama Türklere tavuk veriyorlar) ve kupalarla şarap (bu şarap Viyana’nın hemen dışındaki üzüm bağlarından elde edilen mahsulle yapılıyor ve çok güzel)… hazır yemek konusu açılmışken, şehirde sonsuz sayıdaki Café’lerde muhteşem et yemeklerini ve dünyanın en güzel pastalarını yiyebilirsiniz, yemeklerde birinci tercihiniz şarap olmalı bunun yanında alkol oranı yüksek biralar da oldukça yeterli… orta yaşlı, güleryüzlü, kibar garsonların hizmeti yemeği daha da muhteşemleştiriyor.

Barok mimarinin üstün örnekleri olan saraylar (Belvedere, İmparatorluk Sarayı - Schönbrunn-yazlık saray) ve aynı tarz inşa edilmiş müzeler (Güzel Sanatlar Müzesi, Doğa Tarihi Müzesi, İmparatorluk Sarayı Hazine Dairesi, İspanyol Binicilik Okulu) mutlaka gezilmeli, ancak içeride geçireceğiniz zamanın sınırsız oluşu yemyeşil parklarda çimenlerin üzerinde uyumayı unutturmamalı hele ki güneşli havada hiç de kaçırılmayacak bir fırsat…
St.Stephan Katedrali’nin 350 basamaklı kulesine çıkıp şehrin dörtbir yanını tamamen izleyebilirsiniz… bunun için bir yol da Pratter’deki lunaparkın içinde yer alan dünyanın en büyük Dönmedolabına binmek olur, yaklaşık 20 dakika süren tam tur, şehri her yönden görmek için yeterli, bu arada lunaparkın diğer nimetlerinden de yararlanabilirsiniz!

Viyana’nın, barok, gotik, rokoko ya da neoklasik tarzı yapılarından usandığınızı hissettiğiniz an önerim Hundertwasser isimli çılgın mimarın eseri olan 1985 gibi yakın bir tarihte inşa edilen KUNSTHAUSWIEN’ e gitmeniz olacaktır, rengarenk, konkav / konveks duvarlardan oluşan, her köşesinden yeşillikler hatta ağaçlar fışkıran ve yerleri yamuk yumuk olan bu eğlenceli görselliğe sahip sokağın, aynı zamanda insanların yaşayabildiği bir yer olduğu ise hayli şaşırtıcı….

Kısacası Avrupa hatta dünya başkenti Viyana ! Gezmeyi, yemeği ve müziği seviyorsanız mutlaka gidin, bu önerim; minicik kente birkez daha gitmek için nedenleri olan deneyimliler için de geçerlidir!

Hiç yorum yok: