22 Ekim 2010 Cuma

GECE UÇUŞU ve ŞARAP 🍷 (BERLİN dönüşü-2004)

Bundan dört ya da beş yıl önce iş seyahati nedeniyle üç arkadaş Berlin’e gitmiştik. Tam 6 günlük bir seminere katılacak arta kalan zamanlarımızda da mesleğimizin “yeşil” tarafı ile ilgili olarak, meslektaşlarımızla bilgi alışverişinde bulunacak, teknolojinin doğa dostu yanlarını öğrenecek ve sorumluluklarımız hakkında bilgi sahibi olacaktık. Sabahın sekizinden akşamın altısına kadar nefes almadan salondan salona koşturuyor, Avrupa ülkelerinden gelen meslektaşlarımızla konuşuyor, dokuman topluyorduk. İşin en gülünç tarafı da Türk ve müslüman bir toplumun Elektronik Mühendisi olarak üç kadını göndermesine duyulan şaşkınlığı gidermek için bir seminer salonu dolusu erkek insana laf anlatmakla meşgul oluyor, ülkemizin aydınlık yüzünü, burnu büyük Avrupalılara gurur ve onurla gösteriyorduk. Sanırım bizden başka ortalıkta on kadar daha kadın vardı ve bunların ikisi; yine Türkiye’den giden diğer firma elemanlarıydı.

İşi iyice abartmıştık. İçimizdeki hamile arkadaşımızın dışında kalanımız, öğlen yemekleri de dahil olmak üzere düzenli olarak şarap içiyorduk. Zaten seminerlerin sıkıcı taraflarını bu içtiğimiz şaraplar büyük ölçüde hafifletiyordu.

Böyle büyük organizasyonların elbetteki özel günlük gezi ve geceleri de olur. O gecelerden birinde gemi azıya almış, sunulan bütün şarapları tatmayı başarmıştık. Özellikle de Alman şaraplarını deniyorduk, şişelerin üzerini ayrıntılı olarak okuyor inceliyor ve sonra tadıma geçiyorduk. Yeşil elektronik günleri böyle eğlenceli geçip dönüş günü geldi. Yalnız şirketimizin havayolu tercihi Lufthansa olup, yapılan bu hatayı bir de aktarmalı uçuş gibi bizim kontrolumuz dışında gelişen ikinci bir saçmalık takip edince canımız epey sıkılmıştı. Berlin gibi Türkiye’nin 82’inci vilayeti olmuş bir şehirden İstanbul’a direkt gelemiyorduk. Bu durum yolun süresini dört saate çıkartmıştı. Aktarma Munih’dendi ve devasa havalimanında bizi İstanbul’a götürecek uçağa yetişmemiz için onlarca merdiven ve koridoru geçmeye sadece on dakikamız vardı. Uçağa son dakika o da hamile arkadaşımızı bahane ederek kapıları açık bekletmek suretiyle yetişmiştik. Hayatımın en hızlı günlerinden biriydi.

Üç kadın uçağa bindik. Yalnız koca Airbus bomboştu. Şöyle bir göz gezdirince koltuklarda toplam otuz kırk kadar yolcu olduğu açıkça görülüyordu. Meğer o dönemde uçaklar İstanbul’dan hıncahınç dolu geliyor, boş olarak İstanbul’a dönüyor, İstanbul’da ise tekrar doluyormuş. Yani tek taraflı bir taşıma halindelermiş.
 
Bu arada saat gece yarısını çoktan geçmişti ve biz inanılmaz yorgun, bezgin ve feci şekilde açtık.  Kendimizi Airbus’ın koca koltuklarına seyrek seyrek attık, kollarımız bir yanda, bacaklarımız başka bir tarafta; serildik. Uçak personeli ise adeta bize özel tahsis edilmiş gibi hizmet halindeydiler. Anında yemekler geldi ve hostlardan biri başımızda, elinde şarap şişesi ile beklemeye koyuldu. İşte yolculuğun bittiği an. Arkadaşımla ben büyük bir hızla yemeye giriştikten sonra arka arkaya şarapları da içmeye başladık. Ne kadar içtik hatırlamıyorum. Tek hatırladığım yarım saat geçti geçmedi ki uykuya daldığımızdı. Üçüncü arkadaşımız battaniye istemiş, üzerimizi örtmüş ama bizim hiç haberimiz olmamıştı. Gözümüzü açtığımızda uçak çoktan İstanbul’a inmiş, aprona yanaşmış ve kapılar açılmıştı. Zor toparlandık, sallana sallana uçaktan indik. Saat sabahın 03.00’ı, bavullarımızı bekliyoruz ki müjdeli haber geldi. Aktarma sırasında bavullar bu uçağa intikal etmemişti ve arkadan gelecekti. Benim tam 32kg.lık bavulu taşıma derdim de bu anda yok olup gitmişti. Bir an göklerde bir perinin o gün bizi ağırlamış olduğunu düşündüm. Rüya gibi - sıcak - hafif pembemsi -  mutlak rahat -  güzel bir yolculuktu. Ne şarabı, ne üzümü hatırlıyorum. Yaşadığım an’ın mükemmelliğinden başka kayda geçecek bir şey yok. Hala arkadaşlarımla o günü gülerek yad ediyoruz. Airbus, Host, Et ve Kırmızı Şarap.

Hiç yorum yok: