Taşların yaşam bulduğu anıtsal örneklerin en önemlilerinden olan mozaiklerden öylesine etkilendim ki, son yaptığım yolculukla ilgili gezi yazımın ilk kısmına bunlardan söz ederek başlamak ve öyküsünü sizlerle paylaşmak istedim... kaya kütlelerinin suyla dansının ürünü o rengarenk taşlar... ve o taşlarda canlanan yaşam çizgileri... süsleme sanatlarında tarihe damgasını vurmuş olan o narin mozaikler...
Anadolu: Latin İmparatorluklarından Arap Kültürüne uzanan köprü, insanlıkla yaşıt kentler, çağın her dönemine ait muhteşem eserler ve bunlardan biri olan mozaikler. Rehberimizin bize aktardığına göre ülkemizde bugüne kadar bulunanlar; Helenistik dönem, Roma ve Bizans’ ait olup MÖ 4.yy.dan itibaren en güzel örneklerini vermiş, süsleme sanatlarında önemli bir yer tutmuşlar... daha yeni olan Bizans mozaiklerinin örneklerine çoğunlukla Ege Bölgesinde rastlanmış, bunların da genelde İstanbul’daki muhtelif müzelerde sergilenmekte olduğu bilgisini aldıktan sonra, yolumuzun ilk durağı Hatay-Antakya oldu. Mozaik sanatına ait en zengin ve eski örnekler, Antakya-Adana, Mesis Bölgesinde çıkartılmış Roma dönemi mozaikleri olup bugün Antakya Mozaik müzesinde sergilenmekteler. Bunların büyük bir bölümü ise Antakya-Harbiye bölgesinden çıkartılmış, mitolojik unsurlar içeren, efsanevi Apollon-Daphne figürleri, Eros, Narkissos, Dionysos, Orpheus figürleri etrafında, bereket sembolu olan bitki ve hayvan motifleri ile bezenmiş, yaklaşık 13 farklı renkteki taşın kombinasyonları ile oluşturulmuş yer, tavan ve duvar mozaikleri karşımızda. Bir örtü, kilim ya da halı gibi işlenmiş kare, üçgen, taş ya da cam parçacıklarının karşısında büyülenmemek imkansız, kiminde Apollon-Daphne birbirlerine kavuşmuşken öte yandan tanrıların, gözleriyle sizi izlediğine, gülümsediğine tanık oluyorsunuz... dünyanın bu ikinci büyük mozaik müzesini terk ederken, yakın zamana kadar kamuoyunu epeyce meşgul eden Zeugma-Belkıs kentine ve burada birkaç yıl öncesinde gün ışığına çıkmış muhteşem mozaiklere doğru yol alıyoruz...
Hiç yorum yok:
Yorum Gönder